Manifesto
Kitabi PDF oku
Aleviler
Kitabi PDF oku
Şiir cikini
Kitabi PDF oku
Soframdaki siirler
Kitabi PDF oku
Siir antolojisi
Henuz PDF hazir degil

Home » Alevilik » Luviler Nerede, Zilanlar Kim?

Luviler Nerede, Zilanlar Kim?

Ehmedê Xanî’nin (1650-1707) Mem û Zîn’de Kürtçe’nin lehçelerine dair yaptığı bir tasnif, Türk sosyolojisinin kurucusu Ziya Gökalp’in (1876-1924) dikkatinden kaçmaz ve bunu aşiretlere dair bir ayrım olarak kabul eder.

Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (kitabında,  Xanî’nin Boxtî, Mihemmedî ve Silîvî olarak belirlediği üçlüyü ayrı aşiretler bütünü olarak inceler. Gökalp, Xanî’nin ortak bir adı olmayan bir topluluğa Silêî dediğini belirterek bunların yaşadığı büyük alana Selian adını verir ve ikisini bir grup olarak gördüğü Mil-Milan ve Zil-Zilan aşiretleri hakkında tespitlerini sıralar.

Oysa daha 1605’te Evliya Çelebi, Kürdistan’a yaptığı seyahatte Van bölgesi aşiretlerini sayarken Selîvan ve daha aşağıda İmadiye ve Zaxo mıntıkalarında Silîvanê ve Selvanê aşiretlerinden bahseder ve Xanî’dekine benzer olarak bunların dilini Lûlan lehçesi olarak belirtir (4. Kitap, 2. Cilt). Şeref Xan ise 1597’de yazdığı Şerefname’de Mervanilerin sekiz aşiretten oluştuğunu belirtirken Banokî, Hevêdî, Dilxêran, Bociyan, Bazyan, Zixtêyan ve Berazan ile birlikte Zilan aşiretinden de bahseder ve bütün bunları Silêmanî Beyleri olarak takdim eder.

Xanî’nin Silêvî olarak işaretlediği dil kolu, Şeref Xan’da Silêmanî / Silîvanî olarak geçer. Gökalp’in Silêî tabiri üzerinden yaratmaya çalıştığı Selian alanı, aslında zaten var olan Zil, Zilî, Zîlan aşiretlerinden adını alan Zelan / Zeylan / Zîlan hinterlandından başka bir şey değildir.

Coğrafik bir tabir olarak Zîlan ismi her ne kadar 1930’daki Geliyê Zîlan (Zilan Vadisi-Deresi) katliamı sebebiyle şimdilerde Van-Ağrı arasındaki küçük bir bölgeyi tarif etse de asıl tarihsel alan; şimdiki Azerbaycan içlerinden başlayarak bir yay halinde Hatay’a varan ve Batı Karadeniz ile İç Ege’yi de içine alan bir üst bölgeye işaret eder. Kürdistan’ın kuzeyi ve kuzeybatısı, Zil aşiretlerinin alanıdır ve Dicle vadisini, Boxtan aşiretlerini yararak ta Behdînan’ın içlerine ve Soran mıntıkasına ulaşmıştır. Diyarbakır’daki Silvan, Batman Gercüş’teki Zêlî (Türkçe ismi Ulaş), Şırnak’taki Silopi bu beşeri coğrafyanın kalıntılarıdır. Günümüzde Soran mıntıkasında bulunan Bradost’taki Zelê de öyle; nitekim Şeref Xan’ın saydığı Silêmanî aşiretlerden Bazyan’ın adını taşıyan Bazyan’ın (Türk medyasının PKK kampları sebebiyle sürekli bahsettiği Zeli ve Basyan) ve Silêmanî şehrinin bu bölgede olması aradaki bağı açıklar.

Daha ilginç bir buluntu ise Evliya Çelebi’de Silêvî lehçesini tanımlamak için kullanılan Lûlan isminin bugün Irak sınırlarında kalan Bradost mıntıkasının tümünü içine alan Sidekan’a bağlı Lolan ilçesinin adında yaşıyor olmasıdır ve bu isim güneyde Zil aşiretlerinin tümünü tanımlıyor. Lolan, şeyhleri ve pirleriyle tanınan bir aşiretler bütünü ve bu aşiret aynı zamanda Dersim-Böngöl-Muş-Erzurum arasındaki mıntıkada da bulunuyor.

İngiliz oryantalistler dünyanın birçok noktasına yaptıkları gibi özellikle 19 ila 20’nci yüzyılın başlarında Kürdistan’a birçok gezi düzenlediler ve Kürtler, Kürt aşiretleri ve Kürdistan’daki yerleşim yerleriyle ilgili müthiş envanterler hazırladılar. Bunların çoğu, askeri harekatlar için yapılan hazırlıklardır.

Şüphesiz Mark Sykes, bunlar içinde bize dair en fazla çalışanların başında gelir ve Kürt aşiretleriyle ilgili çalışmaları benzersizdir. Sadece 1908 tarihli The Kurdish Tribes of The Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Kürt Aşiretleri) makalesi bile 350’den fazla Kürt aşireti sayar ve onlarla ilgili bilgiler verir. Yine 1917’nin Ocak ve Nisan aylarında savaş personelleri için çıkarılan ve 1901-1903’te tutulmuş notlara dayanan A Handbook of Mesopotamia’nın Kürdistan ciltleri Kürt aşiretleri ve Kürt demografisi ile ilgili çok detaylı bilgiler ve kıymetli haritalar içerir. İngilizlerin Hindistan Ofisi damgalı bir kitabı olan Kurdistan and The Kurds ise C. F. Woolley, Major Noel ve Mark Sykes’ın çok daha önceki notlarından derlenerek oluşturulmuş ve 1919’da yayınlanmıştır. Katar Milli Kütüphanesi, 2016’da bu kitabı dijital kullanıma açana kadar bildiğim bir kitap değildi.

Bu kitabın en önemli özelliği Kürdistan’daki aşiret konfederasyonlarını sistematik olarak incelemiş olması ve aşiretler hakkında bilgiler vermesidir. Her konfederasyon, konfederasyon altı örgütlenmeler olan aşiretler ve bunların hakim olduğu bölgeler ile aşiret reisleri (veya varsa dini liderleri) özenle tasnif edilmiştir. Mil ve Zil aşiretlerinin bulunduğu kısım en doğuda Erivan-Maku hattından başlayarak kuzeyde Kars-Erzurum-Dersim hattı, güneyde Süleymaniye-Suruç-Halep hattı ve batıda Hatay-Haymana hattına kadar olan bir alandaki 153 aşireti belirtir.

Bu tasnif aslında tam da Gökalp’in ve daha sonra Izady’nin belirlemesine göre Zilan / Zelan aşiretlerinin hem Mil hem de Zil aşiretlerinden meydana geldiği konusundaki tespitlerini tutarlı kılar. Zira listede hem Millî hem de Zillî aşiretler vardır. Fakat Evliya Çelebi’de de geçen Lûlan lehçesi, güneydeki Lolan’ın neden Zil aşiretlerine işaret ettiği ve Şerefname’de geçen Levi’nin ne olduğuna dair muğlaklığı da giderir. Zira bu belge, Van-Bargiri (1928’de ismi Muradiye olarak değiştirildi) merkezli Lûvî aşiretini de kayda geçirir. Bu belgeye göre aşiretin reisi bölgenin en çok bilinen isimlerinden biri olan Qulîxan Bey’dir. Kürt sözlü edebiyatında da karşımıza çıkan Qulîxan Bey, aynı zamanda Ağrı Dağı direnişini başlatanlardan biri olan Bekir Beg’in de babasıdır.

Qulîxan Bey ve Lûvî aşireti ile ilgili bilgiyi Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, 1998’de Güneydoğu Kimliği (Alfa Yayınları) adıyla yayınlanan ve ve 2013’te de Günümüz Türk Toplumunda Doğu-Güneydoğu ve Kabile-Aşiret Yapısı (Çizgi Yayınları) adıyla yenilen basılan kitabında da doğrular ve Livili Aşireti adıyla bir başlık açar. Prof. Türkdoğan, Van’daki saha çalışmasında Yaşar Kemal’in köyü olan Erciş’e bağlı Ünseli beldesine (Kürçesi Arnîs) uğrar ve Livili aşiretine dair bilgiler verir. Aktaralım:

“Ernis (Arnis) Livili aşiretinden. Livili, Kürtçe sel anlamına geliyormuş. Aşiret aslında Zil ve Mil diye tanınan iki aşiretin birleşmesinden meydana gelmiş. Aşiretin reisi Gulihanbey imiş. … Beldede iki sülale göze çarpmaktadır. Bunlardan biri Torunlular veya ağa sülalesi öteki de alt tabakayı temsil eden Ezinilerdir. Eziniler, Torunlular tarafından ikinci sınıf vatandaş olarak algılanmaktadırlar.”

Burada Yaşar Kemal’in amcası Mehmet Yaşar ile de görüştüğünü belirten Prof. Türkdoğan, Livilerin, Rusların Van’ı işgal etmesi üzerine Adana’da Kadirli ilçesine (Şimdi Osmaniye’ye bağlı, eski ismi Kars’tır.) göç ettiklerini ve 1946’da ailenden 15-16 kişinin geri döndüğünü aktarıyor. Türkdoğan’ın da belirttiği gibi Yaşar Kemal, bu göçte Hemite Köyü’nde dünyaya geliyor.

Türkdoğan’ın sahada edindiği bilgi, Zil ve Mil’in Livili adlı bir aşiretin iki kolu olduğu, aşiretin isminin “sel” anlamına geldiği ve kendi içinde bir aristokrat sınıfa sahip olduğu ve topraklarını terk ettiklerinde Adana gibi hele de eski ismini Kars ile bağından dolayı almış Kadirli’ye göç ettikleri yönünde.

Türk akademisyenler, Kürtlerle ilgili birçok bilgiyi çarpıtmakta ünlüdürler ama teknik olarak alfabelerinin yetersizliği sebebiyle de birçok bilgiyi ve bunun diğer bilgilerle bağını istemeden de olsa kaybettirebiliyorlar. İngilizlerin yüzyıl önce Luvi olarak kayda geçtikleri Lûvî ismini, Türkçe olduğunu sandıkları -li takısı getirerek Luvili, sonra da nereden icap ettiyse bu ismi Livili diye yazmak ilginç olsa gerek.

Ne var ki bu Kürt aşiretinin isminin M.Ö. 2300’de ortaya çıkmış ve Anadolu’nun yerlileri olarak bilinen Luviler ile aynı ismi taşıdığını fark etmem bu meselede bize yeni bir kapı açtı. (Luvilerle ilgili elindeki belgeleri ulaştıran Serdo Alxasî’ye teşekkürler)

Mehrdad Izady, 1991’de ortaya attığı Zelaniler tezini iki temel kaynağa dayandırır: Strabon’un Coğrafya’sı ve Appian’ın Tarih’i.

Ona göre görmezden gelinen bu kısım Karadeniz, Ege ve Anadolu’daki Kürt varlığına dairdir. Izady’nin Komagene, Kapadokya ve Pontus Kürt krallıklarını, Zelani İmparatorluğu adıyla incelediği bu dönem, Med öncesi Kürt tarihine ışık tutarken, Ege’den Zagroslara kadar Kürt ülkesinin tarihini kesintisiz görmemizi de sağlar. Türk akademisyenlerin, Anadolu’nun ve Ege’nin tarihini Kürtleştirdiği için ısrarla karşı çıktığı bu tez (İtirazlar için bir örnek: Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Kürt Kimliği, 2009, İleri Yayınları) aslında tarihsel kaynaklar ve günümüz Kürtleri yeterince irdelenmemiş olduğu için havada kalmaktaydı.

Zira Zelani ismi Strabon’un kitabının (M.S. 17) merkez bir kale olan Zêla (Günümüzde Tokat’ın Zile ilçesi) ismine ve M.Ö 1. yüzyıldaki Mithridates Savaşları ile ilgili kaynaklara dayandırılmıştır. El Bibi’nin El-Evâmirü’l-Alâiyye fi’l-umûri’l-Alâiyye (1277) kitabında bile bir Kürt kalesi olarak geçen bu bölge Zelan aşiretlerinin de merkezi kabul edilmekteydi. Fakat gözden kaçan, bizim Zelani dediğimiz şeyin gerçekte tarihe Luviler olarak geçen Kürt topluluğu olmasıydı.

Önceleri, Yunanlılarla yaptıkları savaş sebebiyle Troyalılar olarak (Truvalılar, Trojans) olarak anılan Luvilerin, 1906’da Xattûşaş’taki Hitiçe çiviyazılı belgelerin çözülmesiyle Anadolu’da Yunan ve Helen göçlerinden çok önce var olduğu ispatlanmıştı.

Tıpkı kendi içlerinde eriyen Hititler gibi Hint-Avrupalı bir dil konuştukları bilinen ve kendilerine Kur-Lu-u-iya (Luuiya oğulları) diyen Luvilerin yerel halkı, Hititlerin (aslında Xattiler) ise yönetici sınıfı oluşturdukları biliniyor. Nitekim Craig Melchert, Luviler: Anadolu’nun Gizemli Halkı kitabında (2010, Kalkedon Yayınları), tıpkı Prof. Türkdoğan’ın Torunluların Ezinileri ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğünü söylediği gibi “Hitit yazıtlarında Luvilerden söz edilirken bir çeşit ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığı görülür” diyor. Yunanistan’ın da eski halkı olan Pelazgların ve Giritlilerin, Luvice temelli bir dil konuştukları bilindiği için bu bilgi tüm tarihsel coğrafya bilincimizi değiştirecektir.

Zira M.Ö. 1600’de ortaya çıkan Hitit Kralları silsilesi M.Ö 1178’de son bulmuş ve M.Ö 1200 dolaylarında başlayıp 400 yıl süren göçler, imparatorluktan geriye bağımsız küçük devletler bırakmıştı. Ermeniler, Frigler, Makedonlar, Traklar ve Dorlar’ın kuzeyden gelmesi sonucu mevcut düzen tümüyle sarsılmış ve Antik Batı Kürdistan karanlık çağa girmişti. Ki tarihçiler bu döneme Bronz Çağı’nın çöküşü diyorlar.

Ne var ki Geç Hititler olarak isimlendirilen bu dönemde saldırılardan kurtulabilen aşiretler bağımsız beylikler kurmuşlardır. Kummuhu (Adıyaman), Karkamış (Antep), Gurgum (Maraş), Milid (Malatya) ve Kaveh (Osmaniye-Kadirli) merkezli kurulan krallıkların dili Luvice’dir. Asur belgelerinde, Kommagene ve bir bütün olarak Luviler için Kummuhu isminin kullanıldığını ve günümüzdeki Levant isminin de bu dönemden kaldığını belirtmekte fayda vardır.

Bu krallıkların isimleri ve kuruldukları bölgeler güzel bilgiler içerir. Örneğin Luvi aşiretinden Yaşar Kemal’in ailesinin neredeyse 2800 yıl sonra geri göç ettikleri Kadirli’de bulunan Kaveh, bugün Adıyaman’daki Kürt aşireti Kavilerle (Asurca belgelerde Kaweh, Kürtçe Kawî) aynı ismi taşıyor. Bu krallığın kalıntılarının bulunduğu Karatepe’de yapılan kazılarda üç metre boyunda bir Fırtına Tanrısı heykeli bulunmuş ve Prof. Türkdoğan, Livili aşiretinin isminin “sel” anlamında olduğunu söylüyor. Dahası, Yaşar Kemal’in doğduğu köy olan Hemite de bu krallığın önemli merkezlerinden biridir ve bu köydeki rölyefler hala durmaktadır (meraklısı için: https://www.hittitemonuments.com/hemite/ ). Anlaşılan odur ki Luvi aşiretinden olan Yaşar Kemal’in ailesinin Rus-Ermeni zulmünden kaçmak için yaptıkları tercih tarihsel bilince sahip bir tercihtir. Malatya’ya ismini veren krallıklardan Milid, yukarıda bahsettiğimiz Mil aşiretlerinin isminin kökenini oluştururken Kummuh krallığına ait ayrıntılar Zil aşiretlerinin isminin kökenine ulaşmamızı sağlıyor.

Kumhukh adı (Kumuh, Kumik, Kumix / Farklı varyantları için bkz: O.R. Gurney, The Hittites, Harmondsworth, Penguin – Pelican Books, 1976) bugün Adıyaman’daki Komîr beldesinin isminde yaşar. Index Anatolicus’ta Sevan Nişanyan, şehrin, Kavi soyunun kurucusu Mîr Bey’in Kom adlı oğlu tarafından iskan edildiğini rivayet eder. Nitekim hala burada çoğu Alevi kalmayı başarmış Kavi aşireti Kürtleri yaşar. Kömür ocakları olmamasına rağmen 1928’de ismi Kömür yapılan bu yer, Kommagene krallarından kalıntıları barındıran Nemrut Dağı’na (Kürtçesi Çiyayê Bêlî) 10 km. uzaklıkta bulunmaktadır.

Ne var ki, eski ismi burayla aynı olan iki yer dikkatimizi çekiyor. İsmi Gavurdağı iken 1980’de Nurdağı olarak değiştirilen beldenin merkezinin adı Komîran’dır. Bir dönem Kömürler olarak da kullanılan yerde yine Kawî ve Berazi konfederasyonuna bağlı ve Van’dan Erivan’a kadar olan bölgede karşımıza çıkan Kürt Brukî aşireti yaşıyor. Bir diğer yer Erzincan’ın Kemah ilçesi ki burası da Kummuh ile heykel dikmekte yarışmış ve antik ismi Kumix şeklinde. Daha ilginci Adıyaman Komîr’de bulunan Alevi ocaklarından Axuçan’ın bulunduğu yerlerden biri de Erzincan Kemah.

Bu ocağın bulunduğu başka bir yer de Hozat’ın Barginî köyü. Luvi aşiretinin merkezi olarak kayda geçen Van-Bargirî ismine benzerliğinin tesadüf olmasa gerek. Bargînî’nin şimdiki ismi Karabulut ve bu isim 1968’de verilmiş. Kiepert’in paftalarında Barkiri (Kürtçe: Göç etmiş) olarak geçen köyün isminin Osmanlı belgelerinde Bargin-i Ekrad (Kürtler Bargini) olduğu görülüyor. Bölgenin Nazimiye’ye kadar uzanan aşireti ise Kumsor (Kimsor – Kımsor). Kumsor’un Türkçe anlamı “Kızıl başlıklılar”. Aşiretin Adıyaman’da uzantısının adı ise Xisor (Xidir Sor) şeklinde.

Dikkat edilmesi gereken nokta Kummuh isminin Antep’in kuzey batısından bir yay şeklinde nasıl kuzeye doğru çıktığı ve oradan nasıl Van’a doğru kaydığıdır.

Nitekim yukarıda bahsettiğimiz Dersim’deki Lolan / Lulu aşiretleri tam da Bargînî’nin arkasından dolanarak Çemişgezek’ten Pülümür’e, oradan Erzincan Kemah üzerinden tekrar aşağıya Muş-Varto’ya inerek buradan da Erzurum’a geçiyor. Serhat bölgesine giren aşiret, burada zayıfladığı için ismine rastlanmaz hale geliyor ama başka bir bilgi önümüzü açıyor.

Modern Zil aşiretlerinden biri kabul edilen ve yakın bir zamana kadar Bekran (Muhtelif kaynaklarda: Abgar, Bagar, Bakkara, Bakran, Bekiran, Bekirî) aşiretinin parçası olarak kabul edilen Redkan’ı oluşturan kollara bakmakta fayda vardır. Bekran aşiretinin giderek güçsüzleşmesine karşın yaklaşık 200 yıldır bir yeniden teşekkül dönemi geçiren Redkan’ı oluşturan kollar benim tespitime göre yedidir: Torinî (Kosa ve Malbat), Kumikî, Silêmanî, Memkî, Çekemî, Mirdêsî ve Kateyî.

Aslında bu alt kolların her biri, Mirdêsî örneğinde görüldüğü gibi kendi başına başka bölgelerde büyük aşiretler olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu bölgeye küçük bir parça olarak göç ettiklerinde başka aşiretlere intisap etmek durumunda kalmışlardır. Bu saydığımız kollardan Torînî, Livili aşiretindeki bahsinde Prof. Türkdoğan’ın bahsettiği aristokrat ‘Torunlular’dır. Silêmanî meselesine de yukarıda Şeref Xan’dan değinmiştik. Xanî ve (ondan ilhamla) Gökalp, Silêvî, Silêî, Silian diyor.

Diğer bir tanıdık isim ise Kumikî’dir ki Kummuhu’nun buradaki devamıdır. (Bir doğrulama yapmak için 1970 yılında Türk Milli İstihbaratı tarafından hazırlanan ve Doğu Perinçek tarafından 1998 yılında yayımlanan Aşiretler Raporu adlı kitaba bakılabilir, bahsettiğim kol burada Kumikan şeklinde geçmektedir). Erzurum’da kaybettiğimiz bu isim, Ağrı’da artık bir aşiret altı örgütlenme olarak yaşamını sürdürüyor ve Van’ın Erciş ilçesine geçerken Muradiye’ye (Bargirî) kadar yönetici aile Torinî liderliğinde Luvî ismi ile devam ediyor.

Bir bütün olarak bakıldığında Kapadokya ve Kommagene Zelanileri yani Luviler, batıdan doğudaki ana Kürdistan kıtasına böyle bir sıkışma yaşadıkları görülür. Bunun sebebi kuzeyden gelen göç dalgasından bir süre sonra bir güç haline gelen ve Ermenilerin yarattıkları kaos ile ilgilidir. Nitekim Strabon (bkz: XII. Kitap, bölüm 9), Ermenilerin Kapadokya’yı işgal ettiklerinde başkent Mazaka (Günümüzde Kayseri) ve çevresinden 300 bin kişiyi Mard ülkesine sürgün ettiklerini ve Tigranocerta şehrini çoğunlukla bunlarla kurduklarını belirtiyor.

Tarihçilerin çoğu Tigranocerta’nın Silvan olduğu konusunda hemfikirdirler. Şu işe bakın ki Silvan ismi zaten Zilan aşiretinin beyleri olan Silêmanîler’den alıyor ismini. Mervani Kürt devletinin de başkenti olan bu Silvan’da Silêvî aşireti mukim. Bugün hemen 25 km ötesinde ise modern Zilan aşiretlerinden Bekirî aşiretinin merkezi kabul edilen Bekirhan (eski ismi Kaniya Xanê) beldesi bulunuyor. Kesintisiz bir coğrafik devam demektir bu.

Fakat asıl şaşırtıcı olan, bütün bu sürgünlerin başlangıç noktası Kapadokya’nın o zamanki başkenti Kayseri’nin halen bu izi taşıyan bir köyüdür. Osmanlı belgelerinde Zila olarak geçen Zelî adlı köy 1928’de Zile olarak kaydedilmiş; tıpkı Tokat’ın Zile’si gibi.

Toparlarsak, ilk olarak Luvilerin bir aşireti/grubu/sınıfı olarak karşımıza çıkan ve Anadolu’nun içlerindeki birçok yere bu ismini bırakan Zel, zaman içinde doğuya doğru itilmiş ve burada isimde küçük farklılıklar ortaya çıkmıştır: Zel > Zil > Sel > Sil gibi. Luvi adını taşıyan aşiretlerin ismi Luvi, Liv, Livi, Lol, Lu gibi isimlerle varlığını devam ettirmiş. İslam ile birlikte Mamadi aşireti nasıl Mahmudi ve Muhammedi olmuşsa Sil ismi de Silêman’a dönüşmüş. Silîv veryantı Sil-Lîv / Zel-Luv gibi bir yakıştırmanın devamı olabilir. Luvilerin ve Kommagene Krallığı’nın, Asur belgelerinde karşımıza çıkan ismi olan Kummuhu, günümüzde belli bir yörüngeyi takip eden birçok Kürt yerleşim bölgesinde ve aşiret isimlerinde varlığını devam ettirmiş: Komîr, Kemax, Kumsor, Kumik gibi. Hitit sonrası ortaya çıkan Luvi krallıklarından Keve / Kave’nin ismi günümüzde bir aşiretin ismi olarak devam ediyor.

Hiç aralık vermeden yaklaşık 4300 yıl Zelanilerin, Zilanların ve dahası Luvilerin izi ancak Kürdistan gibi kadim bir ülkede sürülebilir. Fakat bütün bunlar yine de yetersizdir ve Kürtlerin varlığını sadece Zagroslara sıkıştırarak onları nedense hep “dağ adamı” olarak görmek isteyen zihniyete ancak iyi bir Luvice-Kürtçe sözlükle cevap verilebilir.

Yunan ve dahası Avrupa medeniyetinin kökleri ve ataları Kürdistan’da saklıdır ama devleti olmayan insan, bütün insanlığın serserisi olmuştur.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir..

İbrahim Halil Baran

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

Msc Design - isa ilgeroz