Home » Alevilik » AYNI DEYİM VE ANLATIMLARDAN KURTULMALIYIZ

AYNI DEYİM VE ANLATIMLARDAN KURTULMALIYIZ

AYNI DEYİM VE ANLATIMLARDAN KURTULMALIYIZ

Yazılanları okuyorum, araştırmalar, bilimsel anlatımlar, tarihin en eskilerini anlatıyor değerleri yazın emekçileri.

Bazı kavramları aşamıyorlar ve aşamıyoruz da. Batı bu mezhep ve din kabusundan nasıl kurtulmuş bunu nasıl başarmışlar iyi irdelemek gerekir?

O zamanlarda, düşünürler, filozoflar vardı” diye biliriz ama bizler de düşünüyoruz galiba.. Ya da, bir hurafeyi yıkmak için bedel gerekliyse verelim.!

Bazı konum ve konumları irdeleme zahmetinde bulunmuyoruz yada cesaret edemiyoruz.

Bir konuda biraz olsun bilimsel temellere dayanacağına inandığım, Alevilikte 4 kapı konusunu irdelemek istiyorum. Anlayarak okunmasını ve düşünülmesini rica ederek başlayacağım.

4 kapı 40 makam inanç ve düşüncesini, 6 İmam Cafer-i Sadık’ın yazdığı Buyruk’ta olduğu bunu Hünkar Bektaş Veli’nin savunup Alevilik yaşamına soktuğu tartışıldığını en büyük kanılardan ve inanarak yazılıp çizilenlerden bir tanesi.

Sır içinde sırların olduğunu düşündüğümüz zaman, bir çok farklı anlayış ve 4 kapının anlam ve ifadelerini daha derinlere götürmek gerekir!

Aleviler, Güneş, Su, Toprak ve Hava’yı benimser ve yaşamlarında en büyük saygı duyduklarını anlamlandırırlar kendilerince.

1. Anlayış olarak bu dörtlü (4 Kapı) üzerinde geniş durmak gerekir.

1. Kapıyı Şeriat olarak alındığı zaman kendi içinde ki çelişki ve tutarsızlığı kendisi yaşamış oluyor Alevilik. Bu olumsuz ve tutarsız olgulardan cesaretli bir şekilde kurtulmamız lazım ve gereklidir.

Madem ki 1. kapı “Giriş kapısı” ve “Vardan Var-olmuş” bir anlayışın insanları olarak o, zaman VAR olan güneş ile neden başlamıyoruz da, ŞERİAT ile başlıyoruz?

1. Kapı Güneş.

2. Kapı SU. Bir damla suyken, toprakta can buluşumuz…

3. Kapı TOPRAK. Can bulduğumuz Ana karnından 9 ay sonra

4. Kapı HAVA. Hakikat olarak, elle tutulur, gözle görünür bir vardan var oluşla, nefes alıp dünya gerçeğiyle yüzleştiğimiz en doğru teori ve kendisiyle çelişmeyen bir gerçeği neden anlayışımız felsefesi içine almaktan korkuyoruz?

Bunları normal yaşamımızda savunup, benimseyip VRAOLUŞ, Güruhu Naciye, Ezelden-sonsuza giden yolda olduğumuzun başka bir izahı var mı?

Bir ikinci alternatif olarak alacağımız, hurafe ve kurgudan üretilmiş, DİN girdabından uzaklaşmanın, safları net ayırmanın bir yolu daha olmalıdır.

4 kapının bize anlattığı pek felsefi bir ilkeye dayalı, ilmi derinliği olan bir açıklaması olmadığının, Aleviliğin yaşam biçimine de ters düşen bir anlayıştır.

İmam Cafer, 699- 765 yılları arasında yaşamış 6. İmam olarak.

Peki, ondan sonraki diğer 6 İmam neden savunmamış ve bu ritüeli yürütmemiş?

Bu anlayış ve yaşam biçiminin temel öğretisi anlayışını, nasıl aralarında 430 yıldan fazla bir zaman farkı olan (Doğum ve Ölümü 1209-1271) Hünkar Bektaş Veli’nin 4 kapı 40 makam öğretisini yaşamın doğuştan olgunluğa giden ritüel bir öğreti olarak kendi müritlerine yayma girişiminde bulunmuş?

Kimler, bunu Dinde’ki kurgu gibi kurguladı bizlerin temel inanç ve ritüel olarak yaşamımızsa ve inancımıza sundular?

Hünkar Bektaş Velinin bu ritüeli yaşamında icra ettiğinin kanıtı var mı?

Sulucakarahöyük Küllüyesinin (Hünkar Bektaş Veli Dergahı) 5 bin yıldır varlığını neden yazmıyorlar? Oradaki kazıda çıkanları neden pek yazan yok?

Bazı, az bilinen ama özümüzü anlatan diğer olguları da konuşmak zorundayız.

Cen cana düştü, canı cem eyleyelim” anlayışı kadar bir başka felsefe var mı bizi anlatan?

Hatta insanlığı anlatan?

Cen (Sperm) ve ana rahmindeki yumurtadan oluşan insan, daha cenken,

cem ritüeliyle, “cen cana düşmüş canı cem eyleyelim” diye insanı kutsamaları, insana yüzünü dönmeleri ile, Giriş Şeriat Kapısı” diye sahte kavramların artık temizlenmesi ve buna benzer yalan ve hurafelerin üzerine gidilmesinin bir cesaret olduğu bilincindeyim.

Bu 4 kapı konusunu lütfen biraz daha anlaşılır kılmak için herkesin sakin ve mantıklı düşmesi gerekmektedir.

40 makam konusunu biraz da şu güneş siteminde ki MERİDYEN’in oluşumunda aramak gerekir!

Bunu da gelecek yazımda anlatmaya çalışacağım.

29 Eylül 2020

Bektaş Tosun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
*