Home » Alevilik » ALEVİLİKTE Mİ DİN OLARAK ANILIYOR?

ALEVİLİKTE Mİ DİN OLARAK ANILIYOR?

ALEVİLİKTE Mİ DİN OLARAK ANILIYOR?
İnanç, din ve din, inanç derken bir gerçeği bulmalıyız.
Bu gerçeği bilimin ışığında, felsefenin derinliğinde arayıp, ilmi temellere oturtmak için biraz daha zamana ihtiyaç var gibi gözüküyor. Zaman kavramını bizler kendimiz yaratıyor olsakta, merkezi bir noktada buluşmak ve en yakın azemi ölçülerde yanyana durmak için zaman kavramını koymak gerekir.
Her yazılanlar ve anlatımlar beyin süzgecinden geçerek, akılda yer bulması biraz zaman alacaktır elbette!
Bu bağlamda insan, insan, insan ve İNSAN!
Her şeyi düşünen, yaratan, bozan, yeniden yaratan, düzen kuran, bozan ve yeniden, yeni bir düzen kuran, dinleri yaratan, eskitip, yeniden din oluşturan yine insan ve İNSAN!
Hallacı Mansur yerinde ve en doğruyu söylemiş ENEL-HAK
“Tanrı benim” demiş.

Şimdi bunun doğru olduğunu nasıl anlamalıyız? Hangi bilimsel teoriler gerekli bunu anlamak için? Ya da hangi felsefi bir bütünlükle doğruluğunu kanıtlamalıyız?
Elimizde hangi elementleri kullanmalıyız bu Tanrı’nın insan olduğunu kanıtlamak için?
Üç temel elementleri sıralayalım bakalım nasıl bir teori çıkacak ortaya…
Bu elementlerden biri Güneş. İkincisi Toprak ve üçüncüsü Su!
Güneş mi büyük, İnsan mı?
Toprak mı büyük, İnsan mı?
Su mu büyük, İnsan mı?
Ben, “İnsan büyük” diyorum.

Dördüncü güç Hava. Ama Hava bir element değil. Gözle görünüp, elle tutulmuyor.
Bunu ilerde açıklayacağım.
1. Element Güneş. Tek başına bir işe yarıyor mu? Yok.
2. Element Toprak. Tek başına işe yarıyor mu? Yok.
3. Element Su. Tek başına işe yarıyor mu? Yok.
Bu üç elementin ikişerli ve çapraz olarak (Su-Güneş, Güneş-Toprak, Su-Toprak) bir araya gelmeleri de pek işe yaramıyor.

Her element, kendi başına bir güç, bir enerji olduğuna göre, yaratıcı fonksiyonları olsa da, tek başına bir canlı yaratamıyorlar.
Bu kadar güçler ve bu kadar ölçülemeyecek enrejiye sahip üç elementin bir araya gelmesiyle ancak canlı yaratabiliyorlar!
Bütün bitkileri ve canlı olarak ne varsa hepside bu üç elementin ürünü olduğunu bilimsel bir gerçek olarak kabul ettiğimiz zaman, canlılar içinde İnsanı tanımlayabiliriz.
İşte bu yaratılan insan, maddeden maddeler yaratmışlar.
Kendilerini yaratan tek bir güç yok ama!
Güçlerin birleşkesinden doğan bir farklı ve yaratıcı güç insan!
Yani İnsan!
Yani O !
Yani Tanrı!

Bu Tanrı yaratıcılığını yitirip, paylaşımcılıktan uzaklaşınca, kendine soyut bir kavramla, görünmeyen bir sıfat vererek korku düzenini kurmak için Tanrı’lar yaratıyor. Sonunda O, korku düzeninde kendi de boğulup, yeniden vahdedi vûcud olup, VAROLUŞ ilkesine dönerek yeniden ve yeni baştan asırlar süren kavgaların yaratıcısı da, kendisi oluyor.
“Her ne ararır isen kendinde ara” (H.B.V) deyimi oldukça akıllı bir öze dönüşün ışığını yakıyor.
Devrimci yaratıcılığını hiç yitirmiyor.
Çünkü; mayasında hiç ışığı sönmeyen Güneş, besin aldığı Su ve yaratıcı olan Toprak var.
“Her ne var ise şu alemde, hepsi mevcuttur ademde” (Yunus Emre)
Öz deyimi insan, Evrenin bir minyatürü olduğunu akıllı bir dizeyle özetlemiş oluyor mu?
4. Güç Hava demiştik. Evet. Aldığımız nefes. Elle tutulmuyor ve gözlede görünmüyor. O zaman bu hava CAN olmasın?
Yani Can, Can ve CAN!
“Son nefesini verdi” diyoruz. İşte o bir can vermiş oluyor.
Bedeni terk ediyor. Ezelden sonsuza giden bu hava, CAN değil mi?
Başka bir şey mi diyelim adına? Yani alıp verdiğimiz hava.
İçimize enerjimizi alan, içimizdeki kirlenmiş enerji olarak geri çıkan, kocaman bir dev olan mimari Güneş, mühnedisi toprak, ustası Su olan bu fabrikayı döndüren bir nefes değil mi?
Bu görünmeyen ama üç büyük dev enerjinin yarattığı, bir bedeni yürüten, yaşatan ve eskiyince de yeni bir beden de yaşam bulan döngü olarak “Güruh (u)” Naci(ye) de yeniden varoluşunu gösteren bu Can-Hava insanın canı, aklı ve her şeyi değil mi?
Des-Duur…
O zaman, dinin çürümüşlüğünü kabul edip, her şeyin İnsan da olduğunu, İnsanın yüceliğini yeniden tartışmalıyız.
Biz insanlar kendimizi yeniden bir gözden geçirmeliyiz!
Kimdim, kimim, ne yaparım, neden böyleyim, benim benzerim kim gibi soruları sormalı kendine ve cevaplarını da mutlak bulacaktır.
Bulamıyorsa, Güneş’e bakacaktır, Toprak’a, Su’ya bakacaktır.
Evreni düşünecektir.
Bir damla sudan nasıl olduğunu düşünecektir.
İnsan spermi bir damla sudur. Sıvıdır sonuçta. Canlı mıdır?
Evet. Ama biz görüyor muyuz? Hayır. Biz göremeyiz.
Peki tek başına bir yaşam bulabilir mi? Hayır. Nerede can bulur bu bir damla sıvı?
Kadının rahminde. Neyle birleşir peki? Bir yumurtayla.
Evet. Su ile ateş buluştu, toprak beslemeye başladı, havasını ANA’dan alamaya başlayınca yaşama duralaşmış, kendine bir beden oluşturma sürecine girmiş oluyor!
En yaratıcı öncü, önder, lider, havasını veren kim oluyor?
ANA!

Yani kadın, yani ANA TANRIÇA!
Güneş’in, Su’yun ve Toprak’ın ve Hava’nın görevini tek başına yürüten, 9 ay sonra minyatür bir Evreni, insan olarak elle tutulur,
gözle görünür bir varlık olarak sunan o yüce ANA, Tanrı’nın taa kendisidir.
Yani; insan, insan ve İNSAN!
Geçmişten geleceğe, varoluştan sonsuzluğa, ezelden ahire ne dersiniz deyin her şey insanda.
Bizim de Kabemiz (yönümüz) insan ise! Ki öyle.
O zaman din neden olsun ki?
14 Eylül 2020
Bektaş Tosun
.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
*