Home » Alevilik » ALEVİLİK TEOLOJİ DEĞİLDİR

ALEVİLİK TEOLOJİ DEĞİLDİR

ALEVİLİK TEOLOJİ DEĞİLDİR
(NESNELİ İNANÇ/NESNESİZ İNANÇ)
Esat Korkmaz
Alevilik bir teoloji değildir, yani nesnesiz bir inancın taşıyıcısı olamaz. İki türlü inanç vardır: Nesneli inanç ve nesnesiz inanç.
Tüm ortodoks dinlerin inancı nesnesizdir; bilgi denilen şey, nesneyle deneyim sonucu elde edilen bir kazanım olduğunu düşünürsek, nesnesiz inançta, nesneyle deneyim yaşanamayacağına göre, bilgi de üretemeyiz. Bilimin-bilim insanının, uzağında yaşamaktan hoşlanmaya başlarız.
Nesneli inanç ise teolojinin dışında, bizi hakikate-marifete taşıyan, bunu sağlamak için, felsefi bilgeliğin-öğreti bilgeliğinin sonuçlarına koşan, sonuçlarını onaylayan bir inançtır. Öyleyse Alevilik, bir inanç bilgeliği değildir; tam tersine felsefi bilgeliktir, bir öğreti bilgeliğidir. Felsefenin-öğretinin sonuçlarına yönelik bir onay bilgeliğidir Alevilikte inanç.
Demek ki Alevilikte inanç, kendini bilimsel olarak tanımlama olanağına sahip, ender bir kültürdür, kendine özgü bir inançtır. Kanıtlarını ritüellerle yaşama taşıyarak, üçüncü tür bilgiyle-sezgiyle yıkanmış bir dünya serer önümüze.
Tasarımdan da anlaşılacağı gibi Alevilikte inanç, neden değil sonuçtur; neden Doğa’dır, inanç uygulamasıyla Doğa tapımı gereği, Doğa kutsanır. Tam da bu nedenle Alevilik, bir bilme kültürü değil, bir değiştirme kültürüdür.
Tersi davranır da Alevi inancını, inanç bilgeliği olarak algılarsak, inancı sonuç durumundan neden durumuna yolculuğa çıkarırız: Yolculuk bittiğinde, tek-tanrıcı dinlerin inancıyla akrabalık kurar, metafiziğin hizmetlisi olup çıkarız.
Alevilikte inanç, düşünülerek, yani emek verilerek üretilen bir olgudur: Yani bir icat değil, bir keşiftir. Düşünmeyenin inancı yoktur; düşünmeden inanca sahip olduğunu söyleyen bir Alevi, şeriatçı inançtan aldığı ödünçleri, bize-bizlere pazarlamaya çalışan bir zavallıdır.
Yinelemekte yarar var. Kutsalın diyalektiği tekrara ya da kapalı bir döngüye dayanır. Kutsalın her tekrarlanmasında her Alevi, kendini tarih dışına atar ve felsefeye kapı kapatır.
Bu tekrar kırıldığında, düşünme eyleme geçer: Tanrı, can anlamında içimizdedir ve inanç, içimizdeki Tanrı’nın, yani canın dünya görüşüdür. İçimizde ise eğer; bu Tanrı’nın dünya görüşü, yani inanç, kendi bedeninden derlenir. Onun bedeni bizim bedenimizdir. Bedenimiz ötesinde parçası olduğumuz Doğa deneyimlenecek, orada yazılı olan bilgiler söze/yazıya dökülecektir.
Bu nedenle Alevilikte inanç, düşünmek için çırpınan bir inançtır. İnanç araştırması yaygın olarak teoloji araştırması ile sınırlı düşünülse de teoloji, inanç araştırmasının boyutlarından sadece biri olarak düşünülmelidir. Öyleyse teolojinin konusu olarak algılanan inanç kavramının dışında, bir de gerçek inanç kavramı vardır. Gerçek inanç kavramı, bizi gerçek bilgiye götüren inançtır. Yani teolojinin konusu olan inanç bizi, gerçeğe taşımaz; çünkü o, gerçekliğin bilgisinin yoksunluğunda filiz verir. Anlaşılacağı gibi, teolojinin konusu olan inanç, nesnesi olmayan, kendini nesnenin yasalarına bağlamayan bir inançtır. Teolojinin konusu olan inancın dışında kalan inancın içeriği ve nesnesi insansal-doğasal olduğu için, teolojinin sırrı, insan ve insan-sonrasıdır (hava, su, toprak ve ateş/ ya da tüm doğa). Yorumun mantığına taşıdığımızda kendimizi, teolojik inançta insan bilincine yer yoktur. O daha çok insani-olana ve insan-sonrası olana karşı koyar. (3)
Günümüzde yaşanmakta olan Alevilik, bizi hakikate taşıyan teolojinin dışındaki inancı tümüyle silmiş, insani olmayan, insan-sonrasına kendini taşımayan, nesnesiz bir inanca kapılanmıştır: İnsandan ve doğadan uzaklaşmış, tek-tanrıcı dinlerin inanç havuzuna akmıştır. (4)
Ruhun ve bilginin üretilmesinde nesnelliği ölçü aldığımızda, insanın bedeni bir mekândır; yani, bir alanlar ve hacimler bütünüdür: Ruh ayağını yere, yani bedene basmak zorunda olduğuna göre o da alanlardan ve hacimlerden oluşan bir mekândır; ruh, mekânsız değildir, nesnel bir mekânı vardır, beden ruhun mekân anlamında kanıtıdır.
Spinoza ruhu, ruhun doğasından çıkarmaz, yani ruhun, beden üzerindeki eyleminin doğasını, ruhun doğasından çıkarmaz: Ya ne yapar? Ruhun doğasını, ruh ve beden arasındaki paralellikten çıkarır; ruhun belli başlı bir tanımını verebilmek için, ruh ve beden arasındaki ilişkilerin doğasını ölçü alır.
Ruh nedir? İnsan ruhu öncelikle insan bedeni düşüncesidir. İnsan ruhunu teşkil eden düşüncelerin nesnesi, bedendir bedende ruhun algılamadığı hiçbir şey olup bitmez; ruh ve beden aynı seviyede ve aynı zeminde gerçekleşen iki sonuçtur; her ikisinin de nedeni Doğa’dır, yani Tanrı. Başka bir deyişle, ruh bedeni düşündüğü anda kendini de düşünür, o sırada kendinin nesnesi olur. (5)
Görüşleri Marksizm’e kadarki ateizmin doruğu olarak kabul edilen Ludvig Feuerbach (1804-1872) da Spinoza’nın izinden yürümüştür: “Engels’e göre Feuerbach’ın ‘Hıristiyanlığın Özü’ yapıtı özgürlüğün gelişmesinde önemli olmuştur… Feuerbach’a göre ‘teolojinin gizi’ antropolojide, insanın doğasındadır… Din ve idealizm arasındaki ilişkilerin açığa vurulmasında Feuerbach’ın hizmeti büyüktür… ateizmin gelişiminde Feuerbach’ın rolü yadsınamaz. Onun kendi çağdaşlarına etkisi büyük olmuştur. Feuerbach’ın materyalist düşüncelerinin etkisi altında Marks ve Engels’in felsefi inançları biçimlenmiştir. O, bilimsel ateizmin tartışmasız selefi olmuştur.” (6)
 
KAYNAKÇA
(1) Touraine Alain; Modernliğin Eleştirisi-Çev.: Hülya Uğur Tanrıöver-; Yapı Kredi Yayınları, 8. Baskı; İstanbul- 2012; s, 59
(2) Korkmaz, Esat; Kızılbaşlıkta Üç Firar Üç Terk, Demos Yayınları, İstanbul- 2014, s, 113-115 arası
(3) Felsefelogos; İnanç, Yıl: 16; Sayı: 45; 2012/ 2; s, 49; Eagleton, Terry; Tatlı Şiddet/ Trajik Kavranı-Çeviren: Kutlu Tunca-; İstanbul- 2012; s, 158; Feuerbach, Ludwıg; Hıristiyanlığın Özü-Çev.: Oğuz Özügül-; Say Yayınları, İstanbul- 2008; s, 341-344
(4) Korkmaz, Esat; Bütün Yönleriyle Alevilik, Demos Yayınları, İstanbul- 2015, s, 153-171arası.
(5) Bergson, Henri; Ruh Teorileri / İnsan Ruhu ve Kişiliği-Çev.: Esat Burak Altıntaş-; Pinhan yayıncılık, İstanbul- 2020, s, 38-39
(6) Bilimsel Ateizm/ SSCB Yazarlar Kurulu Tarafından Hazırlanmıştır-Çev.: Casim Gürbüz-; Berfin Yayınları, İstanbul- 2019, s,159-160

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

Open chat